ikon  

BASEL BANKACILIK DENETİM KOMİTESİ VE İSVEÇ MERKEZ BANKASI BAŞKANI MR STEFAN INGVES’İN AÇIKLAMALARI

Basel Bankacılık Denetim Komitesi ve İsveç Merkez Bankası Başkanı Mr Stefan Ingves’in 5 Mayıs 2015 tarihinde Berlin’de Avrupa için Bölgesel Danışma Grubu 8. Toplantısında Yaptığı Açıklamalar.

Giriş

Bu akşam Basel Komitesinin bugünkü ve yakın gelecekteki çalışmaları hakkında birkaç açıklamada bulunmak istiyorum. Biliyor olabilirsiniz, ben bu yaz Komite başkanlığında (iki yılım daha kalmak üzere) dört yılımı dolduruyorum. Bu dönem süresince Komitenin dikkatinin ana noktası, doğal olarak, kriz sonrası politika reformları, özellikle de Basel III oldu. Bu odak şimdi değişerek, geliştirilen standartların uygulanmasına doğru kaymaya başladı. Tabii bu, politikalar ile ilgili çalışmamızın tamamlandığı anlamına gelmiyor.

Komitenin 2015 ve 2016 çalışma planı dört geniş başlık altında gruplandırılabilir; (i) politika geliştirme, (ii) tüm düzenleyici kurallar arasında sadelik, karşılaştırılabilirlik ve risk duyarlılığı konularında uygun bir dengeyi sağlayabilmek, (iii) Basel düzenlemelerinin uygulanmasını gözlemlemek ve ölçümlemek, (iv) denetimin etkinliğini geliştirmek.

Bugün benim temel odak noktalarım bunların ilk ikisi olacak; Komitenin politika geliştirme görevi ve basitlik, karşılaştırılabilirlik ve risk duyarlılığı konularında denge sağlayabilme çalışması.

Politika geliştirme görevi

Basel III’ün ana bileşenleri temelde yapılandırılmış durumda. Likidite tarafında Likidite Karşılama Rasyosu’nu (yani LCR) ve Net İstikrarlı Fonlama oranı’nı, (yani NSFR)  tamamladık. Basel düzenlemelerinin bu konulardaki dikkati artık uygulamaya odaklanmış durumda. Sermaye tarafında risk ağırlıklı sermaye yeterliliği rasyosu konusundaki çalışmaların çoğunu tama

Peki neden risk ağırlıklı sermaye yeterliliği rasyosu konusundaki çalışmaların “çoğunu” tamamladık diyorum? Çünkü Komitenin risk ağırlıklı düzenlemelerde yapmış olduğu reformlar banka sermaye yapılarındaki düzey ve kalite sorunları gibi kriz öncesi yasal düzenleme çerçevesinin bir kısım temel zayıflıkları giderecek önlemi almış bulunurken, risk ağırlıklı düzenlemenin çerçevesi, büyük oranda kriz öncesi haline dokunulmadan varolmayı sürdürüyor.

Özellikle şu iki hususu vurgulamak istiyorum; (i) risk ağırlıklı düzenlemenin temel mimarisi -ki sermaye yeterliliğini belirlemek için büyük oranda içsel modelleme yaklaşımlarına dayanmak olarak tanımlanabilir- temel olarak krizden sonra da aynı kalmıştır ve (ii) risk ağırlıklı varlıkları ölçmede kullanılan yöntemler de temel olarak kriz öncesi Basel II düzenlemeleri ile aynıdır.

Basel Komitesi de politika çalışmalarını işte bu iki alanda yoğunlaştırıyor. Önce sermaye düzenlemelerini ve bu düzenlemelerin basitlik, karşılaştırılabilirlik ve risk duyarlılığı konularında uygun bir dengeyi sağlayabilmesi ile ilgili bir “stratejik” gözden geçirme yapıyoruz. Sonra da Komite risk ağırlıklı yaklaşımları düzenlemelerin geneli için (kredi riski, piyasa riski ve operasyonel risk) gözden geçiriyor. Bizim buradaki çalışmalarımız hem standart yaklaşımları, hem de içsel modelleme tabanlı yaklaşımları kapsıyor.

Karmaşıklık ve risk

İzninizle sadelik, karşılaştırılabilirlik ve risk duyarlılığını dengeleme çalışması hakkında birkaç kelime söyleyeyim. Konunun özünü vurgulayabilecek birkaç alıntıyı sizlerle paylaşarak başlayayım.

Alıntıların ilki bir bilim insanı ve BHP Billiton’ın (2013 yılı gelirleri göz önüne alındığında dünyanın en büyük madencilik şirketi) CEO’su Andrew Mackenzie’den. Bunları Financial Times’da Mart ayında yayınlanan, konusu basit ve karmaşık çözümlerin karşılaştırılması olan bir röportajdan aldım. [i] Mackenzie diyor ki;

 “Genellikle, basit şeyler çoğu zaman daha çekici - aslında daha güzel olabiliyorlar. Daha sanatsal da diyebiliriz.”

Ve ekliyor; “Bir sorunu çözmek istiyorsanız onu basite indirgersiniz, o zaman çözülebilir hale gelir. Basitlik,” bir noktada, “gerçeğe eşittir.”

Ve son olarak da; “Karmaşıklıktan yana olan birçok taraf vardır. Karmaşıklığı getirirseniz, onu besleyecek 10 kişi daha istihdam etmiş olursunuz ve onlar da karmaşıklığı ölümüne savunurlar.”

Diğer sektörlerin de karmaşıklığı azaltmada bizim karşılaştığımız güçlüklerle yüz yüze olduklarını görmek beni cesaretlendiriyor. İşleri karmaşıklaştırmak konusundaki edinilmiş alışkanlıklarımız konusunda dikkatli olmaya devam etmeliyiz. Tabii bu her şeyin basit olması anlamına gelmiyor, sadece karmaşıklaştırmanın riskleri yakalamakta her zaman en iyi yöntem olmadığını ifade ediyor. Bu da başka bir alıntıyı akla getiriyor:

O da, İngiltere Parlamentosu Hazine Komitesi (eski) Başkanı Andrew Tyrie’ından  [ii];

“Siz hiç bir risk gerçekleştiğinde risk modellemecisine gidip, çok iyi tespitlerde bulundunuz, çok iyi bir iş çıkardınız – eğer bu model olmasaydı bu riski tespit edemezdik- dediniz mi?”

Bu soruyu düşünmeyi sizlere bırakacağım. Bu konuyu özetlemenin en iyi yolu, modellemenin risk yönetiminde önemli bir rol oynadığını, Komitenin de modellemelerin  düzenleme sistemindeki rollerini dikkatli bir biçimde değerlendirdiğini işaret etmek olacak.

Şimdi tekrar Komitenin çalışma programına, özellikle de risk ağırlıklı varlıkların ölçülmesi çalışmamıza dönmek istiyorum.

Risk ağırlıklı varlıklar

Basel Komitesinin geçtiğimiz Aralık ayında başlayan kredi riski için standart yaklaşımın gözden geçirilmesine ilişkin görüşmeleri yakın bir zamanda tamamlandı ve şimdi Komiteye ulaşan çok sayıdaki (160’tan fazla) yorum yazısı inceleniyor. Komitenin önerdiği revizyonlar, gereksiz karmaşıklık eklemeksizin risk duyarlılığını arttırırken, aynı zamanda bankalar ve ülkeler arasında sermaye yeterliliklerinin karşılaştırılabilirliğini genişletmeyi amaçlıyor. Revizyonlar ayrıca standart yaklaşım ile içsel derecelendirme bazlı (İDB) yaklaşım arasındaki bağları da sağlamlaştırmayı amaçlıyor.

Komite 2009’dan bu yana piyasa riski düzenlemesinde önemli bir güncelleme üzerinde çalışıyor. Bu süre zarfında sektöre açık üç danışma toplantısı düzenledik ve şimdi de ikinci bir geniş kapsamlı sayısal etki çalışması yapılması konusunda çalışıyoruz.  Standartları bu yılın sonuna kadar tamamlama konusundaki hedefimizi muhafaza ediyoruz.

Finansal kriz, alım-satım faaliyetlerinin risk sermayesinin tahsisinde yapının geneline hakim önemli zaafiyetleri açığa çıkardı. Özellikle de sermaye düzeyinin zararları karşılamada yetersiz kaldığı anlaşıldı. Komite bu sorunlara birkaç alanı kapsayacak şekilde eğiliyor;

·         Alım satım hesapları ile bankacılık hesapları arasında gözden geçirilmiş bir sınır. Yeni yaklaşım, bankanın risk yönetimi uygulamaları ile daha paralel yürüyen ve yasal düzenlemeler arasında arbitrajı cazip halden çıkaran daha güçlü ve daha objektif bir sınır oluşturmayı amaçlıyor.

·         Riske Maruz Değer (Value-at-risk) ölçümünden, “kuyruk riskini” daha iyi yakalayabilmek ve kalibrasyonun ağır finansal baskı altındaki bir döneme dayanması için “expected shortfall”a geçilmesi.

·         Piyasa riski ölçümüne “likidite periyodu” kavramının dahil edilmesi yoluyla piyasanın likit olmadığı durumların da dahil edilmesi.

·         İçsel olarak geliştirilmiş modellere yeterli hareket alanı sağlayacak kadar risk duyarlılığı taşıyan ve aynı zamanda da piyasa riskinin sofistike bir şekilde ölçülmesine gerek duymayan bankalara da uygun olabilecek revize standart yaklaşım.

·         Çok daha ağırlaştırılmış model onay prosedürü ve önemli risk faktörlerinin daha istikrarlı bir biçimde tanımlanmasını ve yeterli sermaye ayrılmasını sağlayacak gözden geçirilmiş içsel modelleme bazlı yaklaşım.   

Komite ayrıca operasyonel risk sermayesinin ölçülmesinde kullanılan standart yaklaşımda da güncellemeler önerdi. Güncellenmiş  standart yaklaşımın halen kullanılan ve modelleme bazlı olmayan, Temel Gösterge Yaklaşımı, Standart Yaklaşım ve Alternatif Standart Yaklaşımdan oluşan üç  yaklaşımın yerini alması önerildi. Bu konudaki danışma dönemi bu yılın Ocak ayında sona erdi ve şimdi aldığımız yorumları inceleme aşamasındayız. Yorumları değerlendirirken, operasyonel riski basit bir muhasebe bazlı rasyo ile ölçmeye çalışmanın en iyi şartlarda kaba bir tahminden ibaret olacağını hep göz önünde tutacağız. Ancak bu, çözümün karmaşık modellemeler olduğu anlamına da gelmez. Bu noktada Komite operasyonel risk için Gelişmiş Ölçüm Yaklaşımlarının (AMA) fayda ve maliyet karşılaştırmalarını yapıyor ve ben bu alanın  risk duyarlılığı korunurken önemli sadeleştirmeler üzerinde mutabık kalabileceğimiz bir  alan olacağını düşünüyorum. Sonuçta operasyonel riskin ölçmesi ve yönetilmesi bir veri setinin dağıımının düzenlenmesinden çok insanları ve süreçleri yönetmekle ve daha da genel olarak banka içinde  uygun risk ilkeleri ve kültürünün oluşturulması ile ilgilidir.

Gözden geçirilen standart kredi, piyasa ve operasyonel risk yaklaşımları aynı zamanda yeni bir sermaye tabanı için de baz oluşturacak. Sermaye düzenlemelerinde tabanlar yeni bir olgu değil- güncel Basel düzenlemeleri de Basel I düzenlemelerinin kaynaklık ettiği bir taban ile gündeme getirilmişti. Açıkcası Basel I’e dayanan bir tabana sahip olmak makul bir uzun dönemli çözüm değil. Daha önemlisi, standart yaklaşım tabanının hizmet ettiği başka amaçlar var;

·         Bankalar arasında uygulama farklılıklarını azaltarak risk ağırlıklı varlıkların  ölçülmesine olan piyasa güvenini geliştirmek,

·         Risk ağırlıklı sermaye yeterliliğinde eşitliği sağlamak. Sermaye tabanları, yasal sermaye gereksinimleri için içsel modelleri ve standart yaklaşımı kullanan bankalar arasında daha adil bir rekabet ortamı sağlar.

Ülke riski

Risk ağırlıklı sermaye düzenlemesi konusundaki bir tartışma, Komitenin –Avrupa’yı yakından ilgilendiren bir başlık olan- ülke riski konusundaki çalışmasından söz edilmeden tamamlanmış sayılmaz. Merkez Bankası ve Denetim Kurumları Başkanları Grubu – Basel Komitesinin denetim organı- bu yılın başındaki toplantısında, yürürlükte bulunan yasal ülke riski yaklaşımlarını, potansiyel politika opsiyonlarını da içerecek şekilde gözden geçirmek konusunda anlaştı.

Birçok durumda devletlerden olan alacaklar karşılaştırmalı olarak düşük kredi riski taşırken, yüksek likiditeye sahiptir. Evet genellikle diğer aktif gruplarına göre daha düşük sermaye tahsis edilir çünkü bu riskler garantilidir. Fakat ben –hepimizin aynı fikirde olduğunu düşünerek- risksiz bir varlığın olmadığını düşünüyorum. Bu konu hakkında konuşurken ülke riski kavramını üzerinde konuştuğumuzu, risksiz bir durumu kast etmediğimizi düşünüyorum. 

Bu nedenle Komite, ülke riskinin dikkate alınmasında mevcut uygulamayla ilgili olarak farklı politika uygulamalarını da değerlendirecektir. Bu değerlendirmenin dikkatli, bütüncül ve kademeli bir yaklaşım içinde yapılacağını belirtmek isterim. 

Çalışmanın tutarlılığı ve  nihai kalibrasyon

Reform gündeminin birçok maddesi üzerinde anlaşmanın sağlandığı bu aşamada, politika perspektifinden bakıldığında bir sonraki mantıklı aşama, reform politikalarının etkileşimi, tutarlılığı ve genel kalibrasyonunu değerlendirmektir. Bu çalışmanın amacı yapının bir çok bileşeninin hedeflenmiş olan sonuçlarla uyumlu olduğundan, mükerrer düzenlemeler bulunmadığından veya konsolide olduklarında beklenmeyen yan etkiler doğmayacağından emin olmaktır.  

Örneğin, “kaldıraç oranının” “likidite karşılama oranı” ile etkileşimi nasıl olacaktır? Sermaye tabanının kaldıraç oranına göre rolü ne olacaktır? Bunlar Komite tarafından dikkate alınacak bazı başlıklardır.
 
Bu çalışmanın sonucunu yönlendirmek istememekle birlikte, konu hakkında bazı ön düşünceler sunmak isterim.

Kaldıraç oranı ile likidite karşılama oranı arasındaki etkileşim potansiyel bir tutarsızlık konusu olarak belirmektedir. Likidite karşılama oranı, bankaların 30 günlük bir stress dönemi boyunca, net nakit çıkışlarını karşılayacak kadar yüksek kaliteli likit varlıklar (HQLA) tutmalarını beklemektedir. Yüksek kaliteli likit varlıklar (HQLA) bir dizi likidite ve kredi özelliklere sahip varlıklardan oluşur – devlet kağıtları,  teminatlı menkul kıymetler, belirli nitelikteki menkul kıymetleştirme işlemleri, borsaya kayıtlı hisse senetleri.

Kaldıraç oranı ile likidite karşılama oranının beraber kullanıldığı durumlarda, bankaların belli bir miktar devlet kağıdı tutarken bunun bir kısmını sermayeleri ile fonlamaya zorlanarak cezalandırıldıkları ileri sürülmektedir. Bu bir tutarsızlık mı? Ben o kadar emin değilim. Bunun bir tutarsızlık olarak görülmesi durumunda alternatif politikalar neler olabilir? Bir opsiyon bankalardan devlet kağıtlarını yüksek kaliteli likit varlıklar arasında tutmalarını istememek olabilir ki bu durumda da nasıl bir likidite standardı ile başbaşa kalacağımızdan emin değilim. Diğer alternatif ise devlet kağıtlarının kaldıraç oranından muaf tutulması olacaktır. Fakat böyle bir yaklaşım, riske duyarlı olmayan bir kaldıraç rasyosunun yapısına aykırı olacaktır ve sadece devlet kağıtlarının risksiz olduğu algısını güçlendirme amacına hizmet edecektir. Açıkca ortada olan tutarsızlığın sebebi, yapısı gereği riske duyarlı olmayan bir kaldıraç oranının varlığıdır. 

Neden bir sermaye tabanı (capital floor) ve kaldıraç oranına (leverage ratio) ihtiyaç duyulduğuna dair soruya izleyen gözlemimi yapmak isterim. Sermaye tabanları içsel olarak geliştirilmiş modeller için riske duyarlı bir yedek oluştururlar. Standart yaklaşımlar bir bankanın sermaye gereksinimi optimize etme ya da onunla oynama kabiliyetini sınırlar ve onlar da model riskine maruzdur. Öte yandan kaldıraç oranı model riski ve genel belirsizliğe karşı bir “fren” gibi hareket eder.
 
Dikkate alınması gereken çeşitli politika hedefleri arasında dengeler vardır. Her şeyin birbirine olması gerektiği şekilde uyduğundan emin olunabilecek kritik nokta nihai kalibrasyondur. 

Yapının değişik parçalarının birbirine uyacak şekilde kalibrasyonu karmaşık bir iştir. Bu kavramsal bir karmaşıklığın yanısıra uluslararası bir anlaşmaya ulaşmanın güçlüğü açısından da bir karmaşıklığı işaret eder. Bu görev karmaşıklığına rağmen, genel kalibrasyonun amaçlandığı gibi çalışan tutarlı bir yapısının  oluşturulması açısından gereklidir. İdeal bir dünyada, böyle bir çalışma eşzamanlı olarak gerçekleştirilecektir (genel bir denge yaklaşımı). Ancak gerçek hayatta adım-adım gerçekleştirilecek bir yaklaşıma ihtiyaç duyacağız. Bu yaklaşım bize yapının  bazı parçalarını sonuçlandırırken, önemli bazı araçları açık bırakarak, doğru dengeyi sağlamak için yapıda gerekli genel ayarlamaları yapmak fırsatını verir.  Örneğin, sermaye tabanının kalibrasyonu ancak risk ağırlıklı varlıklar çerçevesinde çeşitli değişikliklerin etkilerini öğrendikten sonra, doğal olarak, sürecin sonuna doğru gelecek bir şeydir. Tutarlılık ve etkileşim çalışmaları, risk ağırlıklandırma çalışmasının ve kaldıraç oranının kalibrasyonu ile ilgili olarak gerçekleştirilen olağanüstü politika reformlarının kesinleşmesi için önemli bir girdi olacaktır. 

Sonuç

Basel Komitesinin mevcut öncelikleri konusunda sizlere bilgi verebilmiş olmayı umuyorum. Politika ve uygulama çalışmalarının büyük çoğunluğu tamamlanmış olsa da, çoğu risk ağırlıklı varlıkların hesaplanmasında olmak üzere bitmemiş işlerimiz var. Komitenin bitmemiş politikaların tamamlanması konusunda hızlı hareket ederken, halen şekillenmekte olan genel yapının tutarlılığını sağlaması da aynı derecede önem taşımaktadır.

Teşekkür ederim ve afiyet olsun.
 



[i] Wilson, J. (2015) "Monday interview: Andrew Mackenzie, BHP Billiton CEO", Financial Times, 22 March.
[ii] Treasury Committee (2015), Appointment of Alex Brazier to the Financial Policy Committee, 17 March.
 

 

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Giriş
Giriş Yap
Yeni şifre gönder